Avrupa’nın sürdürülebilirlik raporlamasında yaklaşık 18 aydır devam eden tartışma yeni bir aşamaya geçti. Avrupa Komisyonu’nun revize Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nı (ESRS) kabul etmesiyle şirketlerin hangi sürdürülebilirlik verilerini açıklayacağı yeniden şekilleniyor. Değişiklikler, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi’nin (CSRD) Omnibus I kapsamında sadeleştirilmesinin ardından geldi.

Yeni ESRS, şirketlerin karşı karşıya olduğu raporlama yükünü azaltmayı amaçlıyor. Toplam veri noktalarının yüzde 70’ten fazlası, zorunlu veri noktalarının ise yüzde 60’tan fazlası azaltılacak. Komisyon, daha kısa ve anlaşılır hale getirilen standartların şirket başına raporlama maliyetlerini yüzde 30’dan fazla düşürebileceğini öngörüyor.
Daha Az Veri, Aynı Soru
Değişikliğin temel gerekçesi, şirketlerin sürdürülebilirlik raporlamasında gereğinden fazla ayrıntıyla karşı karşıya kalmasını önlemek. Yeni düzenleme, nicel verilere anlatı niteliğindeki metinlere kıyasla daha fazla ağırlık verilmesini, zorunlu ve gönüllü bilgilerin daha net ayrılmasını ve önemlilik değerlendirmesinin sadeleştirilmesini öngörüyor.
Ancak burada önemli bir denge var. Sürdürülebilirlik raporlaması yalnızca şirketlerin yerine getirmesi gereken idari bir yük değil. Bankalar, yatırımcılar ve sigorta şirketleri de şirketlerin iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, insan hakları ve diğer çevresel ve sosyal risklerini değerlendirmek için bu verilere ihtiyaç duyuyor. Avrupa Komisyonu da ESRS’nin temel amacının yatırımcıların ve diğer paydaşların şirketlerin sürdürülebilirlik kaynaklı risklerini ve insanlar ile çevre üzerindeki etkilerini anlamasına yardımcı olmak olduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla tartışmanın merkezinde basit bir soru bulunuyor: Daha az raporlama, daha az şeffaflık anlamına gelmeden mümkün mü?
Omnibus I Oyunun Kurallarını Değiştirdi
Yeni ESRS değişikliklerini, AB’nin Omnibus I düzenlemesinden bağımsız düşünmek mümkün değil. 2026’da yürürlüğe giren Omnibus I, CSRD kapsamındaki şirketlerin sayısını azaltırken sürdürülebilirlik raporlaması için daha sade bir çerçeve oluşturdu. Yeni düzenlemeyle CSRD’nin kapsamı, 1.000’den fazla çalışanı bulunan ve belirli finansal eşikleri karşılayan daha büyük şirketlere daraltıldı.
Bunun yanında, CSRD kapsamı dışında kalan daha küçük şirketler için gönüllü bir sürdürülebilirlik raporlama standardı da oluşturuldu. Değer zinciri sınırı sayesinde CSRD kapsamındaki büyük şirketlerin tedarikçilerinden talep edebileceği sürdürülebilirlik verileri için de bir çerçeve getirildi. Amaç, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki daha küçük işletmelere sınırsız bir raporlama yükü aktarmasını önlemek.
Bu nokta özellikle önemli. Çünkü sürdürülebilirlik verisi yalnızca büyük şirketlerin bilançosunda oluşmuyor; tedarikçiler, üreticiler ve hizmet sağlayıcılar üzerinden bütün değer zincirine yayılıyor. Yeni sistem, bir yandan büyük şirketlerin veri ihtiyacını korurken diğer yandan küçük işletmeler üzerindeki raporlama baskısını sınırlamaya çalışıyor.
Sürdürülebilirlik Verisinin Değeri Azalacak mı?
Yeni düzenlemenin en çok tartışılabilecek tarafı da burada. Daha az veri noktası şirketler için daha yönetilebilir bir sistem yaratabilir. Ancak sürdürülebilirlik performansının karşılaştırılabilirliği ve yatırımcıların riskleri doğru değerlendirebilmesi açısından hangi verilerin sistemden çıkarıldığı kritik önem taşıyor.
Avrupa Merkez Bankası daha önce Omnibus reformlarının sürdürülebilirlik bilgilerinin kullanılabilirliğini ve karşılaştırılabilirliğini azaltabileceğine ilişkin endişelerini dile getirmişti. EFRAG tarafından yapılan bir araştırmada da sürdürülebilirlik verisi kullanıcılarının önemli bir bölümünün sadeleştirilmiş ESRS’nin raporlama kalitesini zayıflatabileceğinden endişe duyduğu görülmüştü.
Bu nedenle yeni ESRS’yi yalnızca “yüzde 70 daha az veri” şeklinde okumak yanıltıcı olabilir. Mesele kaç veri noktasının kaldığından çok, hangi verilerin kaldığı.
Yeni Dönem 2027’de Başlıyor
Revize ESRS’nin yeni hükümleri, Omnibus I ile değiştirilen kapsam doğrultusunda 1 Ocak 2027 ve sonrasında başlayan mali yıllar için uygulanacak. 2026 mali yılı için şirketlere belirli koşullarda yeni standartları erken uygulama seçeneği de tanınıyor. Üye devletlerin ise Omnibus I kapsamındaki değişiklikleri ulusal mevzuata aktarması gerekiyor; direktif için öngörülen son tarih 19 Mart 2027.
AB böylece sürdürülebilirlik raporlamasında bir dönemi kapatıp yeni bir sayfa açıyor. Şirketler açısından daha az veri, daha az bürokrasi ve daha düşük maliyet hedefleniyor. Finans dünyası açısından ise kritik soru değişmiyor: Şirketlerin gelecekteki iklim ve çevre risklerini gerçekten anlamaya yetecek kadar veri masada kalacak mı?
Çünkü sürdürülebilirlik raporlamasının amacı hiçbir zaman daha fazla sayfa üretmek değildi. Asıl mesele, şirketlerin çevre ve toplum üzerindeki etkilerini ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve güvenilir bilgilerle görünür kılabilmek. AB’nin yeni ESRS yaklaşımının başarısı da sonunda bu dengeyi ne kadar iyi kurabildiğiyle ölçülecek.






