Bir ülkenin toprağı sular altında kalırsa ne olur? Birleşmiş Milletler bu soruyu artık yalnızca iklim krizi açısından değil, uluslararası hukuk açısından da ele alıyor. 24 Eylül’de New York’ta düzenlenen üst düzey toplantıda kabul edilen bildiri, deniz seviyesinin yükselmesinin özellikle küçük ada devletleri için yarattığı varoluşsal tehdide karşı ortak bir çerçeve oluşturuyor.

Harita Değişebilir, Devlet Statüsü Değil
Bildirinin en kritik başlıklarından biri devletlerin devamlılığı. Metin, deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle bir ülkenin topraklarının kısmen ya da tamamen sular altında kalmasının devlet statüsünün, egemenliğinin veya BM üyeliğinin sona ermesi anlamına gelmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Aynı yaklaşım, devletlerin egemen hakları ve uluslararası hukuk kapsamındaki statülerinin korunmasını da içeriyor.
Bu konu özellikle Tuvalu, Kiribati ve Marshall Adaları gibi alçak rakımlı ada ülkeleri açısından kritik. BM’ye göre Tuvalu, Kiribati ve Marshall Adaları’nın bazı bölgeleri deniz seviyesinden yalnızca birkaç metre yüksekte bulunuyor ve yükselen denizler bu ülkelerde yalnızca kıyıları değil; yerleşimleri, tatlı su kaynaklarını, geçim kaynaklarını ve kültürel mirası da tehdit ediyor.
Deniz Yükseliyor, Sınırlar Suda Kalmıyor
Bildirinin bir diğer önemli noktası, deniz yetki alanlarının korunması. BM üyesi ülkeler, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde usulüne uygun biçimde belirlenmiş deniz alanlarının, iklim kaynaklı fiziksel değişiklikler nedeniyle otomatik olarak daralmaması gerektiği konusunda ortak bir siyasi çerçeve ortaya koydu. Böylece deniz seviyesinin yükselmesiyle kıyı çizgisinin değişmesinin devletlerin denizlerdeki haklarını belirsiz hale getirmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Mesele Artık Sadece Ada Ülkelerinin Değil
BM Genel Kurulu Başkanı’nın toplantıda verdiği bilgiye göre küresel ortalama deniz seviyesi 1993–2002 döneminde yılda 2,1 milimetre yükselirken, 2015–2024 döneminde bu hız 4,7 milimetreye çıktı. Yaklaşık 900 milyon insan alçak rakımlı kıyı bölgelerinde yaşıyor ve 2050’ye kadar bir milyardan fazla kişinin kıyı kaynaklı tehlikelere maruz kalabileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla mesele artık “birkaç ada sular altında kalabilir” kadar dar değil. Kıyı taşkınları limanları, yolları, enerji altyapısını, tarımı ve tedarik zincirlerini etkilediğinde ekonomik sonuçları da sınırları aşıyor. BM, bu nedenle bildiriyle birlikte uyum ve dayanıklılık yatırımlarının artırılmasını, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesini ve gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasını istiyor.
Bildirinin siyasi niteliğini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Bu metin, deniz seviyesinin yükselmesine ilişkin uluslararası hukukun bütün ayrıntılarını tek başına yeniden yazan bağlayıcı bir anlaşma değil; ülkelerin ortak siyasi tutumunu ortaya koyan bir deklarasyon. Ancak ilk kez BM’nin tüm üyeleri deniz seviyesinin yükselmesi konusunda tek bir ortak metinde buluşmuş durumda.






