ESG raporlaması bir dönem şirketlerin yıllık raporlarının yanına iliştirilmiş ayrı bir sürdürülebilirlik dosyası gibi görülebiliyordu. Şimdi ise tablo değişiyor. İklim riskleri, emisyonlar, sürdürülebilirlik hedefleri ve bunların finansal etkileri giderek daha fazla yatırım kararlarının parçası haline gelirken, bu bilgilerin nasıl ve hangi ortak kurallarla açıklanacağı da finansal sistemin temel meselelerinden birine dönüşüyor. Bu dönüşümün merkezindeki kurumlardan biri olan ISSB için hazırlanan yeni beş yıllık plan, tam da bu nedenle yalnızca kurumsal bir yol haritası değil. Kurulun 2031’e kadar nasıl çalışacağını, nasıl finanse edileceğini ve küresel sürdürülebilirlik raporlamasının altyapısını nasıl geliştireceğini belirliyor.

ESG raporlaması geçici bir proje olmaktan çıkıyor
ISSB, 2021’de IFRS Foundation bünyesinde kuruldu. İlk iki standardı olan IFRS S1 ve IFRS S2, 2023’te yayımlandı. S1 sürdürülebilirlikle ilgili finansal bilgilerin genel açıklama çerçevesini oluştururken, S2 özellikle iklimle ilgili risk ve fırsatların açıklanmasına odaklanıyor. Bugün 45’ten fazla yargı alanı ISSB standartlarını kullanıyor ya da kullanmaya hazırlanıyor. IFRS Foundation’a göre 2027 itibarıyla 18 yargı alanında şirketlerin bu standartlar doğrultusunda raporlama yapması bekleniyor. Bu yayılım önemli. Çünkü şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarını birbirinden tamamen farklı yöntemlerle anlatması, yatırımcı açısından verinin karşılaştırılabilirliğini zayıflatıyor. ISSB’nin temel iddiası ise burada: Sürdürülebilirlik bilgisi, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullanabileceği finansal açıdan anlamlı, karşılaştırılabilir ve güvenilir bir veriye dönüşmeli.
Yeni planın arkasındaki kritik mesele: para
Beş yıllık planın dikkat çekici taraflarından biri finansman. ISSB başlangıçta önemli ölçüde “seed funding” olarak adlandırılan geçici finansmanla faaliyet gösteriyordu. Yeni plan, 2027–2031 döneminde hayırsever kuruluşlar, ülkeler ve diğer katkı sağlayıcılardan sağlanan taahhütlerle bu geçişi daha kalıcı bir finansman modeline taşımayı amaçlıyor. Bu ayrıntı ilk bakışta teknik görünebilir. Oysa sürdürülebilirlik raporlamasının geleceği açısından önemli bir mesaj taşıyor: Küresel ESG veri altyapısının kendisi de artık kalıcı bir kurumsal yapıya ihtiyaç duyuyor. Başka bir ifadeyle, sürdürülebilirlik raporlaması şirketlerin “iyi niyet” bütçelerinden çıkıp finansal sistemin kalıcı altyapısına yerleşirken, onu üreten standart kuruluşlarının da sürdürülebilir bir finansman yapısına ihtiyacı var.
ISSB’nin adresi de değişiyor
Plan yalnızca finansmanla sınırlı değil. ISSB, 2027’de İsviçre’nin Cenevre kentinde yeni bir ofis açmaya hazırlanıyor. Bu ofis, kurulun Pekin, Frankfurt, Montreal ve Tokyo’daki mevcut yapılanmasına eklenecek. Frankfurt ofisinin ise Avrupa Birliği ile ilişkiler açısından merkez rolünü sürdürmesi planlanıyor. Cenevre tercihi de sembolik. Kent; uluslararası kuruluşlar, finans kurumları, akademi ve kamu otoritelerinin bir araya geldiği bir merkez olarak sürdürülebilir finans gündeminde giderek daha fazla öne çıkıyor. ISSB’nin burada konumlanması, sürdürülebilirlik raporlamasının finans, düzenleme ve uluslararası politika arasındaki bağını daha da güçlendirebilir.
Bizim için de Önemli...
ISSB’nin küresel standart haline gelme süreci Türkiye açısından da doğrudan önem taşıyor. Türkiye’de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS), küresel sürdürülebilirlik raporlamasıyla aynı eksende ilerliyor. Nitekim Türkiye’nin de dahil olduğu Sürdürülebilirlik Standartları Danışma Forumu’nda ISSB’ye teknik danışmanlık sağlayan ülkeler arasında Türkiye’nin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) da yer alıyor. Dolayısıyla küresel standartlarda yaşanan her değişiklik, Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlaması yapan şirketlerin de radarında olacak. Buradaki asıl değişim ise raporlamanın “kaç sayfa sürdürülebilirlik raporu hazırladık?” meselesinden çıkıp şirketin karşı karşıya olduğu sürdürülebilirlik risklerinin finansal sonuçlara nasıl yansıdığı sorusuna yaklaşması. Bu, şirketler için daha zahmetli olabilir. Ama yatırımcı açısından daha anlamlı bir veri seti yaratma potansiyeline sahip. Çünkü bir şirketin karbon emisyonunun kaç ton olduğunu bilmek tek başına yeterli değil. Asıl soru, bu emisyonların şirketin maliyetlerini, varlıklarını, yatırım planlarını ve gelecekteki gelirlerini nasıl etkileyebileceği. ISSB’nin önümüzdeki beş yıllık yolculuğu da giderek bu sorunun etrafında şekillenecek.






