Rainmaker’ın kullandığı yöntem aslında gökyüzünde yoktan yağmur üretmiyor. Sistem, zaten mevcut olan ve yeterli miktarda aşırı soğumuş sıvı su içeren bulutları hedefliyor. Drone’lar bulutlara gümüş iyodür bırakıyor; bu parçacıklar buz kristallerinin oluşmasını teşvik ediyor ve uygun atmosferik koşullarda yağışın artmasına yardımcı oluyor. Alaska’nın Kenai Yarımadası üzerinde 22–23 Ağustos’ta gerçekleştirilen deneyde iki otonom drone ile yedi ayrı uçuş yapıldı. Şirket, radar görüntülerinde tohumlama faaliyetleriyle ilişkilendirdiği yedi ayrı yağış sinyali tespit ettiğini ve bunların toplamda 45–65 acre-feet, ortalama olarak da 57,6 acre-feet ek yağışa karşılık geldiğini hesapladı.

72 milyon litre ne kadar gerçek?
İşte haberin can alıcı noktası da burada. “19 milyon galon su üretildi” ifadesi doğrudan ölçülmüş bir su miktarını anlatmıyor. Bu rakam, Rainmaker’ın radar verilerini ve yağış modellerini kullanarak yaptığı bir tahmin. Üstelik deney sırasında doğal yağış zaten devam ediyordu; dolayısıyla hangi bölümün doğal yağış, hangi bölümün bulut tohumlamanın sonucu olduğunu ayırmak kolay değil. Dolayısıyla Alaska deneyi, bulut tohumlamanın işe yaradığını kesin olarak kanıtlamaktan çok, etkinin daha hassas biçimde ölçülebileceğini gösteren bir test olarak okunmalı.
Kuraklık büyüdükçe teknoloji de gökyüzüne çıkıyor
Bulut tohumlama yeni bir fikir değil; bilim insanları ve yerel yönetimler 20. yüzyılın ortalarından bu yana yöntemi deniyor. Fakat iklim değişikliğiyle birlikte kuraklıkların ve su stresinin artması, yönteme yönelik ilgiyi yeniden büyütüyor. Drone'lar, gelişmiş radar sistemleri ve yapay zekâ destekli hava tahminleri de bugün müdahalenin daha hedefli yapılmasına imkân veriyor. Rainmaker şimdi teknolojisini ABD’nin su stresi yaşayan batı bölgelerinde, özellikle Colorado Nehri Havzası ve Great Salt Lake çevresinde kullanmayı hedefliyor. Şirket ayrıca gelecekte yapay kar yağışı yoluyla buzulların korunmasına katkı sağlayabileceğini öne sürüyor.
Asıl soru yağmur yağdırmak değil
Burada iklim teknolojisinin sınırını da görmek gerekiyor. Bulut tohumlama bulutsuz bir gökyüzünden yağmur yaratamıyor; uygun bulutların ve doğru atmosferik koşulların zaten mevcut olması gerekiyor. Dünya Meteoroloji Örgütü de mevcut hava modifikasyonu teknikleriyle yağış üreten bulut sistemlerinin sıfırdan oluşturulamayacağını vurguluyor. Bu nedenle teknoloji, kuraklık krizinin tek başına çözümü olmaktan çok mevcut su kaynaklarını destekleyebilecek araçlardan biri olarak görülüyor. İklim değişikliğinin neden olduğu uzun süreli megakuraklıkları ortadan kaldırması ise beklenmiyor.
Alaska’daki deneyin asıl önemi belki de ürettiği 19 milyon galonda değil. Su kıtlığı derinleştikçe insanlığın çözüm arayışının yeryüzünden gökyüzüne doğru genişlediğini gösteriyor. Bundan sonra sorulması gereken ise yalnızca “Yağmur yağdırabilir miyiz?” değil; “Bunu ne kadar güvenilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir biçimde yapabiliriz?”






