Dünya ticaretinin büyük bölümünü taşıyan gemiler, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 3’ünden sorumlu. Sektörün karbonsuzlaşması için yıllardır sürdürülen görüşmelerde ise artık teknik ayrıntıların ötesinde, kim ne kadar ödeyecek ve dönüşümün maliyetini kim üstlenecek? sorusu belirleyici hale geliyor.

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), Nisan 2025’te küresel deniz taşımacılığı için yeni bir Net-Zero Framework üzerinde anlaşmıştı. Sistem, gemilerin kullandığı yakıtın emisyon yoğunluğunu kademeli olarak düşürmeyi ve belirlenen sınırları aşan emisyonlar için finansal bir mekanizma oluşturmayı öngörüyor. Ancak çerçevenin Ekim 2025’te resmen kabul edilmesi, ABD’nin itirazları sonrasında bir yıl ertelendi. Şimdi süreç yeniden başlıyor. İlk görüşmeler 1–4 Eylül’de Londra’daki IMO merkezinde yapılacak; ardından kasım ayında iki ayrı toplantı daha gerçekleştirilecek. Nihai karar için gözler yıl sonunda yapılması planlanan MEPC 85 toplantısında olacak.
Masada beş farklı yol var
Müzakerelerde beş farklı öneri değerlendirilecek. Bunların en iddialısı, Pasifik ada ülkesi Tuvalu’dan geliyor. Tuvalu, karbon fiyatlandırmasının yalnızca belirli emisyon eşiğini aşan gemilere değil, gemilerin toplam emisyonlarına uygulanmasını istiyor. Bu yaklaşım, 2030 ve 2040 hedefleri açısından masadaki en güçlü seçenek olarak öne çıkıyor. ABD ve Suudi Arabistan ise Liberia tarafından sunulan daha zayıf bir alternatif üzerinde duruyor. Bu öneri, emisyon azaltım hedeflerini gevşetmenin yanı sıra mevcut Net-Zero Fund mekanizmasının yerine bir karbon ticaret sistemi getirmeyi öngörüyor. Uzman analizlerine göre bu model, sektörün 2050’ye kadar emisyonlarını en fazla yarı yarıya azaltmasını sağlayabilir. Bu ise IMO’nun 2050’ye yakın net sıfır hedefinin oldukça gerisinde kalıyor. Japonya’nın önerisi ise emisyonlardan elde edilecek gelirlerin kullanımında gemi sahiplerine daha fazla söz hakkı verilmesini gündeme getiriyor. Brezilya da mevcut sistemi değiştirerek kısa vadede hedeflere ulaşmayı kolaylaştıran, uzun vadede ise daha sıkılaştırılan bir yaklaşım öneriyor.
Mesele yalnızca gemileri temizlemek değil
Deniz taşımacılığının dönüşümü, yakıt değişikliğinden çok daha büyük bir ekonomik mesele. IMO’nun mevcut çerçevesi, yüksek emisyonlu gemilerden alınacak ödemelerin bir Net-Zero Fund içinde toplanmasını ve temiz yakıtların geliştirilmesi, altyapı yatırımları, teknoloji transferi ve gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünün desteklenmesini öngörüyor. Bu nokta özellikle Pasifik ve diğer küçük ada ülkeleri açısından kritik. Bu ülkeler hem deniz taşımacılığının iklim etkilerine karşı kırılgan hem de dönüşümün getireceği artan taşımacılık maliyetlerinden etkilenme riski taşıyor. IMO da kendi değerlendirmelerinde küçük ada devletleri ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki olası orantısız etkilerin dikkate alınması gerektiğini kabul ediyor.
IMO’nun 2023 iklim stratejisi, uluslararası deniz taşımacılığının toplam sera gazı emisyonlarının 2030’da en az yüzde 20, 2040’ta en az yüzde 70 azaltılmasını ve 2050’ye yakın net sıfıra ulaşılmasını hedefliyor. Dolayısıyla Londra’daki görüşmeler, yalnızca gemilerin hangi yakıtı kullanacağına karar verilen teknik bir toplantı olmayacak. Ortada trilyonlarca dolarlık küresel ticaretin iklim dönüşümünün nasıl finanse edileceği sorusu var. Ve bu kez tartışma yeniden başladığında, gemiler kadar paranın rotası da masada olacak.






