Japonya Merkez Bankası (BOJ), özel sektörün iklim yatırımlarını finanse etmesini destekleyen programında yeni bir adım attı. 18 Eylül’de programın koşullarını değiştiren banka, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yatırımlar ve krediler karşılığında finans kuruluşlarına fon sağlıyor. Programın 2030 mali yılına kadar prensip olarak yılda iki kez uygulanması planlanıyor.

BOJ’un 2021’de başlattığı mekanizma, bankaların ve diğer finans kuruluşlarının uygun iklim yatırımları karşılığında merkez bankasından kredi almasına dayanıyor. Yeşil krediler ve tahvillerin yanı sıra sürdürülebilirlik bağlantılı finansman ve geçiş finansmanı da program kapsamına girebiliyor.
21,1 Trilyon Yenlik Finansman
Programın ölçeği artık oldukça büyük. BOJ’un verilerine göre Ocak 2026 itibarıyla dokuz operasyon sonucunda iklim bağlantılı kredilerin toplam bakiyesi yaklaşık 21,1 trilyon yene ulaştı ve programda 91 uygun karşı taraf yer aldı.
Ancak Japonya’nın uygulaması yalnızca finansman miktarı üzerinden okunmuyor. Asıl tartışma, merkez bankalarının iklim değişikliğiyle mücadelede ne kadar ileri gitmesi gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Merkez bankalarının temel görevleri fiyat ve finansal istikrarı korumakken, iklim yatırımlarını teşvik eden araçlar kullanmaları para politikası ile sanayi politikası arasındaki sınırları yeniden gündeme getiriyor.
“Yeşil” Olmanın Ölçüsü Ne?
BOJ’un programı bir başka soruyu da beraberinde getiriyor: Bir yatırımın gerçekten iklim hedefleriyle uyumlu olduğuna kim karar verecek?
Program kapsamında bankalar, hangi işlemleri iklim bağlantılı olarak değerlendirdiklerine ilişkin kendi kriterlerini açıklıyor. Bu kriterler yönetişim, strateji, risk yönetimi, göstergeler ve hedefler gibi başlıkları içeriyor.
Tam da bu noktada yeşil aklama riski tartışmaya giriyor. İngiltere merkezli Positive Money, Temmuz ayında BOJ’un iklim kredisi programında daha güçlü koruma mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu savunarak özellikle yeni kömür kapasitesi, fosil yakıt genişlemesi ve güvenilir karbonsuzlaşma planı bulunmayan yüksek emisyonlu faaliyetlerin kapsam dışında bırakılmasını önermişti.
Dolayısıyla Japonya’nın deneyimi, “Merkez bankası iklim finansmanına destek vermeli mi?” sorusundan biraz daha karmaşık bir yere çıkıyor. Destek verilecekse, paranın gerçekten hangi dönüşümü finanse ettiğinin nasıl ölçüleceği de en az finansmanın kendisi kadar önemli.
Japonya Merkez Bankası’nın programı büyürken küresel tartışma da aynı yerde düğümleniyor: İklim riski artık finansal sistemin dışında görülemeyecek kadar büyük. Ancak merkez bankalarının bu riske yanıt verirken hangi araçları kullanacağı ve bu araçların sınırlarının nerede çizileceği hâlâ açık bir soru.






