Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 78’i son bir yılda sürdürülebilirlik yatırımlarını yüzde 5’in üzerinde artırdı; yüzde 18’i ise artışı yüzde 20’nin üzerine taşıdı. Yatırımını azaltan şirketlerin oranı yalnızca yüzde 2’de kaldı.

Ancak rakamların başka bir tarafı daha var. Şirketlerin hayata geçirdiği sürdürülebilirlik girişimlerinin ortalama sayısı bir önceki yılki 5 projeden 3,4 projeye geriledi. Yani şirketler sürdürülebilirlik bütçesini kısmak yerine, parayı daha az sayıda projede yoğunlaştırıyor.
Yönetim Kurulunun Sorusu Değişti
Bu dönüşümün arkasında finansal sonuçlar bulunuyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin yüzde 51’i bir sürdürülebilirlik yatırımını değerlendirirken artık ilk kriterin finansal fayda olduğunu söylüyor. Sürdürülebilirlik hedeflerine veya çevresel sonuçlara etkisini ilk sıraya koyanların oranı ise yüzde 26. Üstelik şirketlerin önemli bir bölümü bu yatırımların karşılığını aldığını belirtiyor. Yüzde 78 gelir artışı, yüzde 79 maliyet düşüşü, yüzde 79 risk ve dayanıklılık, yüzde 79 ise marka ve itibar üzerinde olumlu etki gördüğünü bildiriyor. Yüzde 83’lük kesim de sürdürülebilirlik çalışmalarının şirketlerine rekabet avantajı sağladığını düşünüyor.
Bu tablo sürdürülebilirliğin şirketlerdeki konumunun değiştiğine işaret ediyor. Konu artık yalnızca raporlama, mevzuata uyum ya da kurumsal itibar başlığı altında değerlendirilmiyor; enerji ve kaynak verimliliğinden operasyonel maliyetlere, risk yönetiminden yeni gelir alanlarına kadar doğrudan iş sonuçlarıyla ilişkilendiriliyor. Deloitte da 2026 raporunda şirketlerin geniş kapsamlı sürdürülebilirlik hedeflerinden daha odaklı ve ölçülebilir bir uygulama dönemine geçtiğini belirtiyor.
Yeşil Dönüşümün Yeni Hesabı
Buradaki kritik değişim belki de şu: Şirketler artık “Sürdürülebilirliğe ne kadar harcıyoruz?” sorusundan çok “Bu yatırım bize ne kazandırıyor?” diye soruyor. Bu, sürdürülebilirlik açısından hem fırsat hem de yeni bir sınav. Çünkü çevresel faydanın yalnızca finansal getiriye dönüştüğü ölçüde değerli kabul edilmesi, getirisi daha uzun vadede ortaya çıkan iklim ve doğa yatırımlarını ikinci plana itebilir. Asıl mesele, sürdürülebilirliği kârlı hale getirmek kadar kârlı olmayan ama gerekli dönüşümlerin de nasıl finanse edileceği.






