Davaya konu olan Mount Pleasant kömür madeni, MACH Energy tarafından işletiliyor ve şirket madenin ömrünü 2048’e kadar uzatmayı planlıyordu. Projenin yaklaşık 406 milyon ton ilave kömür üretmesine izin verecek genişleme planına karşı yerel çevre grubu Australian Conservation Foundation (ACF) hukuki mücadele başlattı.

Uyuşmazlığın merkezinde ise basit görünen ama iklim politikası açısından giderek daha kritik hale gelen bir soru vardı: Bir kömür madeninin çevresel etkisini hesaplarken yalnızca madenden çıkan emisyonlara mı bakılmalı, yoksa çıkarılan kömürün başka ülkelerde yakılmasıyla oluşacak emisyonlar da hesaba katılmalı mı? Mahkemenin kararı ikinci seçeneği güçlendirdi.
Emisyonun Adresi Değişince Sorumluluk Bitmiyor
Reuters’ın aktardığı karara göre Mount Pleasant projesinin toplam emisyonlarının yaklaşık yüzde 98’ini, kömürün madenden çıktıktan sonra yakılmasıyla oluşacak Scope 3 emisyonları oluşturuyor. Bu ayrım önemli. Çünkü fosil yakıt şirketleri açısından emisyonların önemli bir bölümü çoğu zaman üretim tesisinde değil, ürünün kullanıldığı aşamada ortaya çıkıyor. Kömür madenciliğinde de şirketin doğrudan operasyonlarından kaynaklanan emisyonlarla, çıkardığı kömürün yakılması sonucu ortaya çıkan emisyonlar arasında ciddi bir fark bulunuyor. Avustralya’daki karar, bu ikinci kategorinin proje onay süreçlerinde görmezden gelinmesinin önüne geçebilecek bir yaklaşım ortaya koyuyor.
İklim Davaları Yeni Bir Alana Giriyor
Kararın etkisi yalnızca Mount Pleasant madeniyle sınırlı olmayabilir. Çünkü fosil yakıt projelerine ilişkin iklim davalarında giderek daha fazla “Bu projenin ürünü kullanıldığında ne olacak?” sorusu soruluyor.
Bu da şirketlerin karbon ayak izini yalnızca kendi operasyonları üzerinden hesapladığı yaklaşımın sınırlarını yeniden gündeme getiriyor. Bir başka deyişle, kömür madeninin kapısından çıkan ürünün yolculuğu mahkemenin gözünde madenin çevresel etkisinin dışında kalmayabilir. Ancak kararın bütün yeni kömür projelerinin otomatik olarak engelleneceği anlamına gelmediğini de ayırmak gerekiyor. Buradaki kritik nokta, Scope 3 emisyonlarının karar alma sürecinde dikkate alınması.
İklim davalarında asıl kırılma belki de burada. Bugüne kadar “Ben sadece kömürü çıkarıyorum” demek, üretici açısından sorumluluğun sınırını çizmenin bir yolu olabiliyordu. Fakat Scope 3 yaklaşımı bu sınırı ürünün kullanımına kadar genişletiyor. Kömür başka ülkede yakılıyor olabilir. Emisyon başka bir şirketin tesisinden çıkıyor olabilir. Ancak o kömürün piyasaya sürülmesini mümkün kılan proje yine aynı proje.






