New York’ta düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, iklim gündeminin şirketler açısından ne anlama geldiğini tartışırken, Ali Y. Koç’un mesajı çevre hedefleri ile ekonomik gerçeklik arasındaki makasa odaklandı.

Koç’a göre şirketler artık yalnızca birbirleriyle rekabet etmiyor. Faaliyet gösterdikleri ülkelerin finansman maliyetleri, teşvikleri ve iklim politikaları da rekabet koşullarını belirliyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sermaye maliyeti farkının şirketlerin yatırım kapasitesini etkilediğine dikkat çeken Koç, iklim politikalarının da ülkeler arasında benzer bir maliyet farkı yaratabildiğini belirtti.
Buradaki denklem basit ama önemli: İklim için doğru olanı yapmak gerekiyor; ancak şirketlerin bunu yapabilecek ekonomik zemine de sahip olması gerekiyor. Koç, iki alanın birbirine ne kadar yaklaşırsa sonuçların da o kadar olumlu olacağını ifade etti.
Enerji Faturası Rekabeti Belirliyor
Türkiye açısından tartışmanın merkezinde ise enerji var.
Koç, artan enerji talebi ve ithal yakıtlara bağımlılığın enflasyondan üretim maliyetlerine kadar ekonominin farklı alanlarını etkilediğini belirterek yenilenebilir enerjiye yönelmenin öncelik taşıdığını söyledi. Ona göre temiz enerji yatırımları yalnızca iklim hedeflerine ulaşmak için değil, şirketlerin uluslararası rekabette elini güçlendirmek için de gerekli.
Bu noktada enerji dönüşümü klasik bir “çevre yatırımı” tanımından çıkıyor. Enerjinin maliyeti, arz güvenliği ve dışa bağımlılık doğrudan şirketlerin maliyet hesabına girdiğinde, güneş ve rüzgâr yatırımları da rekabet stratejisinin parçasına dönüşüyor.
Türkiye’de Kapasite Var, Depolama Eksik
Koç’un dikkat çektiği bir diğer başlık ise yenilenebilir enerjide kapasite ile gerçek kullanım arasındaki fark.
Koç, Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayabilecek yenilenebilir enerji kapasitesinin yüzde 60-63 seviyesine ulaştığını, ancak yeterli depolama imkânı bulunmadığı için bunun yalnızca yaklaşık yüzde 40’ından yararlanılabildiğini söyledi. Bu nedenle üretim kapasitesinin artırılması kadar enerji depolama altyapısının da geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu ayrım önemli. Daha fazla güneş paneli veya rüzgâr türbini kurmak tek başına dönüşümü tamamlamıyor. Üretilen elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılabilmesi için şebeke esnekliği ve depolama yatırımlarının da aynı hızda ilerlemesi gerekiyor.
Yeşil Dönüşümün Bir De Bedeli Var
Koç, iklim dönüşümünün kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar ürettiğine dikkat çekerek güçlü liderliğin önemini vurguladı. Koç Topluluğu’nun yaklaşık 10 yıl önce başlattığı Karbon Dönüşüm Programı’nın enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finansal hizmetler gibi farklı alanlarda yürütülen dönüşüm çalışmalarının temel parçalarından biri olduğunu belirtti.
Ancak burada romantik bir yeşil dönüşüm hikâyesi de anlatmadı. Dönüşümün hem zaman hem de finansman maliyeti olduğunu açıkça ortaya koydu. Asıl mesele de zaten burada: Şirketlerden dönüşüm beklemek kolay; dönüşümün yatırım maliyetini, finansman koşullarını ve rekabet üzerindeki etkisini aynı anda yönetmek çok daha zor.
Büyük Şirketlerden KOBİ’lere Uzanan Zincir
Koç’un işaret ettiği son başlık ise değer zinciri oldu. İklim dönüşümünün yalnızca büyük şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Koç, KOBİ’lerin ve küçük işletmelerin ekonomideki ağırlığı nedeniyle büyük şirketlerin tedarikçilerini de dönüşüme hazırlaması gerektiğini söyledi.
Çünkü büyük bir şirketin karbon ayak izini azaltması, onu besleyen yüzlerce küçük işletme aynı dönüşümü gerçekleştiremiyorsa sınırlı bir sonuç yaratabilir. Yeşil dönüşümün gerçek ölçeği, şirketlerin kendi sınırlarından çıkıp değer zincirine yayıldığı yerde başlıyor.






