Haydarpaşa tartışması bu kez binanın cephesinden değil, binanın altında ne olduğundan çıktı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un 23 Eylül’de yaptığı açıklamaya göre, garın ilk yapımında yaklaşık 1000 ahşap kazık kullanıldı ve yapılan jeoradar çalışmasında bunların yaklaşık 200’ü tespit edildi. Bakanlık, aradaki yaklaşık 800 kazığın zaman içinde yok olduğu sonucuna ulaşıldığını belirtiyor.
Haydarpaşa Dayanışması ise burada önemli bir teknik ayrım yapılması gerektiğini savunuyor: Bir kazığın jeoradarda tespit edilememesi, tek başına o kazığın fiziksel olarak yok olduğu anlamına gelmeyebilir. Dayanışma, 800 kazığın hangi bilimsel yöntemle “yok olduğu” sonucuna varıldığını gösteren raporların açıklanmasını talep ediyor.
Rakamlar neden değişiyor?
Tartışmanın bir başka boyutu da yıllar içinde açıklanan kazık sayılarındaki farklılık. Haydarpaşa Dayanışması, 2016’da restorasyon projesi danışmanı Vahit Okumuş’un jeoradar çalışmasında 381 ahşap kazık tespit edildiğini söylediğini, 2025’te ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz’ün yaklaşık 1700 kazıktan 381’inin kaldığını açıkladığını hatırlatıyor. Bugünkü resmi açıklamada ise başlangıçtaki sayı yaklaşık 1000, mevcut kazık sayısı yaklaşık 200 olarak veriliyor.
Dolayısıyla tartışmanın merkezinde yalnızca “kaç kazık kaldı?” sorusu bulunmuyor. Hangi tarihsel proje esas alındı, hangi teknik yöntem kullanıldı ve farklı sonuçlar arasındaki fark nasıl açıklanıyor? Dayanışma, bu soruların belgelerle yanıtlanmasını istiyor.
Asıl mesele zeminin kendisi
Haydarpaşa’nın sürdürülebilirliği açısından konu yalnızca tarihi bir yapının restorasyonu da değil. Bakanlığın teknik incelemelerine göre garın bulunduğu zemin gevşek, suya doygun ve sıvılaşma riski taşıyor. Sondaj, laboratuvar testleri ve jeofizik çalışmaların ardından zeminin güçlendirilmesi için çeşitli mühendislik uygulamaları gerçekleştiriliyor. Yapının davranışı da güçlendirme çalışmaları sırasında teknik cihazlarla izleniyor.
Bu nokta kent açısından önemli. Çünkü tarihi yapıların sürdürülebilirliği yalnızca binayı ayakta tutmakla sınırlı değil; yapının bulunduğu zemini, çevresindeki altyapıyı, kamusal kullanımını ve İstanbul’un ulaşım sistemi içindeki işlevini de birlikte düşünmeyi gerektiriyor.
Restorasyonun ötesinde bir kent meselesi
Haydarpaşa Garı’nın ilk etabının 2027’de tamamlanması hedefleniyor. Bakanlık, zemin güçlendirme çalışmalarının ve proje revizyonlarının takvimi uzattığını açıklarken, arkeolojik alanda ortaya çıkan yeni buluntuların da proje süreçlerinde değişiklik gerektirdiğini belirtiyor.
Haydarpaşa Dayanışması ise restorasyona ya da gerekli zemin güçlendirmesine karşı olmadığını, talebinin bilimsel verilerin ve restorasyon belgelerinin kamuoyuyla paylaşılması olduğunu söylüyor. Tartışmanın sürdürülebilir kent politikaları açısından kritik tarafı da burada: Tarihi bir yapıyı geleceğe taşımak, yalnızca onu restore etmek değil, hangi bilgiyle, hangi mühendislik kararıyla ve hangi kamusal amaçla restore edildiğini de görünür kılmak anlamına geliyor.
Kaynak: AA






