İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki Teknopark İzmir’de faaliyet gösteren NeSea, midye tüketimi sonrasında ortaya çıkan kabukları biyomalzemeye dönüştürerek yapay resifler üretiyor. Proje, 8 Eylül’de açıklanan sonuçlara göre Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) ve Dünya Ticaret Merkezleri Birliği (WTCA) tarafından düzenlenen Mavi Ekonomi Küresel Çağrısı’nda “Kıyı ve Deniz Turizmi & Rekreasyonu” kategorisinde dünya birinciliğine layık görüldü.

Buradaki fikir yalnızca bir atığın yeniden kullanılması değil. Midye kabuklarından geliştirilen yapay resiflerin deniz tabanında canlılar için yeni yaşam alanları oluşturması, böylece döngüsel ekonomi ile deniz ekosistemlerinin korunmasını aynı projede buluşturması hedefleniyor. NeSea’nın yaklaşımında yapay resifler, yalnızca deniz canlılarının barınabileceği yapılar olarak değil, ekolojik dalış ve sorumlu deniz turizmini destekleyebilecek bir altyapı olarak da ele alınıyor.
Proje Denizin Altında Çoktan Başladı
NeSea’nın projesi henüz yalnızca bir fikir aşamasında değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ ile birlikte yürütülen TÜBİTAK destekli proje kapsamında geliştirilen ilk dört resif, haziran ayında Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na yerleştirildi. Projenin ilerleyen aşamalarında 35 yeni resifin daha İzmir kıyılarıyla buluşturulması planlanıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mart ayında yaptığı açıklamaya göre proje kapsamında ayda yaklaşık 10 ton atık midye kabuğunun işlenerek yapay resiflere dönüştürülmesi planlanıyor. İlk prototiplerin deniz canlıları tarafından nasıl kullanıldığı izlenecek ve elde edilen veriler doğrultusunda sistemin geliştirilmesi hedefleniyor.
Mavi Ekonominin Asıl Meselesi
Projenin dikkat çekici tarafı, “atık” kavramını yalnızca geri dönüşüm perspektifinden ele almaması. Bir malzemenin çöpe gitmesini önlemek başka, onu yeni bir ekonomik ve ekolojik değerin parçası haline getirmek başka. Burada midye kabuğu, atık olmaktan çıkıp deniz habitatını destekleyen bir malzemenin girdisine dönüşüyor.
NeSea’nın kurucusu Nermin Sena Özger de projenin yalnızca denize fiziksel bir yapı bırakmayı değil, atığı değere dönüştüren ve ölçülebilir bir yaşam altyapısı oluşturmayı amaçladığını belirtiyor. Girişimin uzun vadeli yaklaşımında yapay resiflerin sorumlu dalış turizmini desteklemesi ve ortaya çıkan ekonomik değerin dalış merkezlerinden tekne işletmelerine, konaklamadan yeme-içme sektörüne kadar yerel ekonomiye yayılması hedefleniyor.
Bu nedenle proje, mavi ekonominin yalnızca denizden daha fazla ekonomik değer üretmek anlamına gelmediğini de hatırlatıyor. Asıl mesele, deniz ekosistemini korurken kıyı toplulukları için ekonomik değer yaratabilmek. İzmir’deki bu model, en azından fikir düzeyinde, bu iki hedefin birbirinin alternatifi olmak zorunda olmadığını gösteriyor.
Atıktan Ekosisteme
Midye kabuğunun yapay resife dönüşmesi küçük ölçekli bir uygulama gibi görünebilir. Ancak modelin değeri, tek bir malzemenin yeniden kullanımından çok daha büyük bir soruya işaret ediyor: Kentlerin ve kıyı ekonomilerinin ürettiği atıkları, yine o ekosistemin ihtiyaçları için kullanabilir miyiz?
İzmir’deki proje bu soruya denizin içinden yanıt arıyor. Dünya birinciliği ise bu yaklaşımın yalnızca yerel bir çevre projesi olarak değil, döngüsel ekonomi, deniz ekosistemleri ve sürdürülebilir turizmi aynı potada buluşturan bir mavi ekonomi modeli olarak da karşılık bulduğunu gösteriyor.






