Moda şirketlerinin iklim hedefleri yıllardır koleksiyonlar, mağazalar ve tüketici tercihleri üzerinden anlatılıyor. Oysa sektörün karbon hesabının asıl ağır kısmı, kıyafetin henüz vitrinde olmadığı yerde ortaya çıkıyor.

Levi Strauss’un aktardığı verilere göre şirketin iklim ayak izinin %99’dan fazlası tedarik zincirinden geliyor. Tekstil işleme, özellikle kumaş fabrikaları ve boyahaneler, moda sektörünün emisyonlarının yarısından fazlasını oluşturuyor. Dolayısıyla markanın kendi mağazasında elektriği yenilemesi güzel; fakat asıl büyük denklem kumaşın üretildiği fabrikada kuruluyor.
Tedarikçiye Bir Değil, Tek Bir Yol Haritası
Fashion Renewable Collaborative’in farkı burada ortaya çıkıyor. Levi Strauss ve Marks & Spencer, tedarikçilerine birbirinden bağımsız sürdürülebilirlik talepleri göndermek yerine ortak bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. Program kapsamında tedarikçilere dijital eğitim, piyasa bilgisi ve yenilenebilir elektrik satın alma konusunda uygulamalı destek sağlanacak. Gündemde ikili enerji anlaşmaları (PPA), yenilenebilir enerji sertifikaları, tesis içi güneş enerjisi ve enerji depolama gibi seçenekler bulunuyor. Bu yaklaşım aynı zamanda tedarikçilerin yıllardır dile getirdiği başka bir soruna da dokunuyor: Aynı fabrikaya farklı markalardan gelen, birbirinden farklı sürdürülebilirlik talepleri. Kısacası mesele yalnızca “yeşile geç” demek değil. Nasıl geçeceğini de anlatmak.
500 Tedarikçi Aynı Soruyu Soruyor
Yeni girişim, Levi Strauss ve M&S'nin daha önce yürüttüğü çalışmaların üzerine kuruluyor. İki şirketin mevcut programlarında toplamda yaklaşık 500 tedarikçi tesisi kayıtlı durumda. Levi Strauss ayrıca Hindistan'da yürüttüğü pilot programda yaklaşık 50 tesisin yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda destek aldığını belirtiyor. Schneider Electric’in SE Advisory Services birimi ise programın küresel uygulama ortağı olarak tedarikçilerin hazırlık seviyelerinin değerlendirilmesi, enerji seçeneklerinin analiz edilmesi ve ilerlemenin izlenmesinde rol oynayacak.
Moda İçin Asıl Sınav Başlıyor
Moda sektörünün iklim hedeflerinde artık yeni bir aşamaya geçiliyor: Hedef açıklamak kolay, tedarik zincirini o hedefe taşımak zor. Üstelik burada yalnızca birkaç büyük markanın kendi operasyonlarını dönüştürmesi yeterli değil. Kumaş üreticisinden boyahaneye, hazır giyim fabrikasından enerji tedarikçisine kadar zincirin tamamının aynı yönde hareket etmesi gerekiyor. Fashion Renewable Collaborative bu nedenle yalnızca yeni bir yenilenebilir enerji programı değil; markaların kendi iklim hedeflerini tedarikçilerin gerçek yatırım kapasitesiyle buluşturma girişimi olarak dikkat çekiyor. Program, başka moda markalarını da üye veya sponsor olarak katılmaya davet ediyor.
Çünkü moda sektöründe sürdürülebilirliğin yeni sorusu artık “Hangi koleksiyon daha yeşil?” değil. O koleksiyonu üreten fabrikanın elektriği nereden geliyor?






