Shell, BP’nin işlettiği Meksika Körfezi’ndeki Conifer arama sahasının yüzde 30 hissesini satın almak üzere anlaşmaya vardı. Şirket aynı anlaşma kapsamında Brezilya’nın Santos Havzası’ndaki Tupinambá arama bloğunun yüzde 50’sine de ortak olacak. BP ise her iki varlıkta da işletmeciliğini sürdürecek.

Anlaşmaların ardından BP, Tupinambá’da yüzde 50, Conifer’da ise yüzde 70 paya sahip olacak. Finansal detaylar açıklanmazken, Tupinambá işleminin tamamlanması için düzenleyici onaylar gerekiyor.
İki Kritik Açık Deniz Bölgesi
Conifer, ABD açıklarında Keathley Canyon bölgesinde, New Orleans’ın yaklaşık 400 kilometre güneybatısında yer alıyor. İlk arama kuyusunun 2027’de açılması planlanıyor. Shell açısından anlaşma, şirketin zaten güçlü bir konuma sahip olduğu Meksika Körfezi’ndeki arama faaliyetlerini genişletmesi anlamına geliyor.
Brezilya tarafındaki Tupinambá ise Santos Havzası’nın yaklaşık 400 kilometre açıklarında ve yaklaşık 2.300 metre su derinliğinde bulunuyor. Arama kuyusunun açılması beklenirken, Shell’in yüzde 50’lik ortaklığı şirketin Brezilya’daki petrol ve gaz varlığını güçlendirecek.
Enerji Dönüşümünde Geri Adım Mı?
Anlaşmanın dikkat çekici tarafı ise yalnızca iki büyük petrol şirketinin ortaklığı değil. Shell ve BP, son yıllarda yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu iş alanlarına önemli yatırımlar yaptı. Ancak her iki şirket de son dönemde petrol ve doğalgaz üretiminden elde edilen getiriyi korumaya ve upstream portföylerini daha seçici biçimde büyütmeye yöneliyor. Reuters da yeni ortaklığı bu stratejik dönüşümün bir parçası olarak değerlendiriyor.
Burada enerji dönüşümü açısından önemli bir soru ortaya çıkıyor: Düşük karbonlu yatırımlar büyürken petrol ve gaz aramalarına yeniden sermaye aktarılması, şirketlerin enerji dönüşümünü nasıl tanımladığını gösteriyor?
Shell ve BP açısından yanıt, fosil yakıtların kısa vadede enerji sisteminden çıkmayacağı ve kârlı açık deniz sahalarının portföyde tutulacağı yönünde. Ancak yeni arama yatırımları, yalnızca bugünün enerji ihtiyacını değil, 2030’lu ve 2040’lı yıllarda petrol ve gaza yönelik talep beklentilerini de şekillendiriyor.
Dolayısıyla bu anlaşma, enerji dönüşümünün fosil yakıtların bir gecede ortadan kalkmasından çok daha karmaşık bir süreç olduğunu bir kez daha gösteriyor. Temiz enerji yatırımları büyürken petrol ve gaz için yeni kaynak aranması, dönüşümün hızından çok sermayenin hangi enerji kaynaklarına ne kadar süreyle bağlı kalacağı sorusunu gündemde tutuyor.






