Kars’taki Kuyucuk Gölü, 2004 yılında 2,2 kilometrekarelik alanında 40 binden fazla kuşa ev sahipliği yapıyordu. Bu sayı, o dönemde dünyadaki angıt popülasyonunun yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyordu. Ancak gölün suyu hızla çekildi. 1997’de 13 metre olan derinlik, 2010’da en derin noktada yalnızca 1 metreye kadar düştü.

Kurumanın arkasında yalnızca iklim değişikliği yok. Tarım ve hayvancılık için derelere yapılan küçük bentler, kaçak kuyular ve yeraltı suyunun aşırı kullanımı da gölü besleyen suyu azalttı. Bilim insanı Çağan Hakkı Şekercioğlu ve KuzeyDoğa Derneği’nin çalışmaları sonucunda bazı bentler kaldırıldı; gölü yaşatmak için su pompalanması da sağlandı. Ancak Kuyucuk artık eski anlamıyla bir göl değil, yaşamaya çalışan bir sulak alan.
Sınırın Koruduğu Göl
Türkiye-Gürcistan sınırındaki Aktaş Gölü ise farklı bir hikâye anlatıyor. Sınır hattındaki askeri yapı, yıllar boyunca insanların gölde tekne kullanmasını ve adalarda piknik yapmasını engelleyerek kuşların daha sakin bir alanda yaşamasını sağladı. Bölge, Türkiye’deki kuş türlerinin yüzde 68’inin görüldüğü önemli bir göç koridorunun parçası. Ancak bu alan da güvende değil. Iğdır’daki Aras Kuş İzleme İstasyonu’nun bulunduğu sulak alan, planlanan Tuzluca Depolama Barajı nedeniyle baskı altında. Yerel yetkililer yapay adalarla yeni bir ekosistem oluşturulabileceğini savunurken, korumacılar mevcut sulak alanın ve kuşların oluşturduğu doğal sistemin kaybedilmesinden endişe ediyor.
Sorun Kuşlardan Büyük
Doğu Anadolu’daki göller yalnızca kuşların mola verdiği yerler değil. Afrika ile Avrasya arasındaki göç yollarının parçası olan bu sulak alanlar, su döngüsünün ve bölgesel ekosistemin de önemli bileşenleri. Türkiye’de 240 gölden 186’sının kurumuş olması bu nedenle yalnızca bir biyolojik çeşitlilik alarmı değil. Suya nasıl davrandığımızın da göstergesi. Göller küçülürken tarım, hayvancılık, yerleşimler ve altyapı projeleri aynı su kaynakları üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor. Kuyucuk’tan Aras’a uzanan tablo aynı soruyu tekrar önümüze getiriyor: Bir sulak alanı kurtarmaya çalışmak mı daha kolay, yoksa onu kurutmayacak bir su yönetimi kurmak mı?






