Avrupa Birliği, kamu ihalelerinde “en ucuz teklif” yaklaşımını değiştirmeye hazırlanıyor. Avrupa Komisyonu’nun sunduğu yeni Kamu Alımları Yasası önerisi, AB genelinde yılda yaklaşık 2,5 trilyon avroluk kamu harcamasının çevre, iklim, sosyal koşullar, inovasyon, güvenlik ve tedarik zinciri dayanıklılığı gibi kriterlerle birlikte değerlendirilmesini öngörüyor. Bu tutar AB GSYH’sinin yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor.

Önerinin merkezinde “en iyi fiyat-kalite oranı” bulunuyor. Buna göre kalite kriterlerinin değerlendirmedeki ağırlığının genel olarak en az yüzde 30 olması, emek yoğun sözleşmelerde ise en az yüzde 50’ye çıkması öngörülüyor. Kamu kurumları çevresel performans, çalışma koşulları, inovasyon ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı gibi unsurları da teklif değerlendirmesine dahil edebilecek. Çevresel kriterler tarafında ise iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim direnci, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı, döngüsel ekonomi, kirliliğin önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi başlıklar öne çıkıyor. Teklif, kamu alımlarında geri dönüştürülmüş ve yenilenmiş içerik, kaynak verimliliği ve enerji verimliliği gibi kriterlerin kullanımını da güçlendirmeyi amaçlıyor. Sosyal kriterler de düzenlemenin bir parçası. Engelli ve dezavantajlı kişilerin işgücü piyasasına katılımı, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılığın önlenmesi, adil çalışma koşulları ve tedarik zincirlerinde insan haklarının korunması kamu alımlarında dikkate alınabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Yeni düzenleme aynı zamanda mevcut kamu ihale sistemini sadeleştirmeyi hedefliyor. 2014 tarihli üç direktifin yerine tek bir düzenleme getirilmesi planlanıyor. Ancak önerinin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi'ndeki müzakerelerin tamamlanması gerekiyor.
Editörün Görüşü
Kamu ihalesinde en ucuz teklif çoğu zaman gerçekten en ucuz teklif olmayabilir. Daha düşük fiyat; daha yüksek enerji tüketimi, daha fazla atık, kötü çalışma koşulları ya da kırılgan bir tedarik zinciri anlamına geliyorsa faturanın başka bir yerde ortaya çıkması kaçınılmaz. AB’nin önerisi bu yüzden yalnızca bir ihale tekniği değişikliği değil. Kamu parasının hangi şirketleri, hangi ürünleri ve hangi üretim biçimlerini büyüteceğine dair bir tercih. 2,5 trilyon avroluk bir pazarın kriterleri değiştiğinde, ihaleyi almak isteyen şirketlerin de neyi nasıl ürettiği daha fazla önem kazanacak.
Asıl soru ise şu: “En ucuz”dan “en iyi”ye geçerken, o iyinin nasıl ölçüleceğini kim belirleyecek?






