20 Nisan 2010’da Deepwater Horizon sondaj platformunda meydana gelen patlama, 11 çalışanın ölümüne ve Meksika Körfezi’ne milyonlarca varil petrolün yayılmasına yol açtı. Sızıntı yaklaşık 87 gün sürdü. Felaketin ardından yüzeydeki petrol temizlense de deniz ekosisteminin gözle görülmeyen katmanlarında yaşanan değişim çok daha uzun soluklu oldu. Yeni araştırma, özellikle yüzey ile derin deniz arasında kalan ve çok sayıda canlıya ev sahipliği yapan ara su katmanındaki kayıpların boyutunu ortaya koyuyor.

Deniz Canlılarının Sayısı Yüzde 60’tan Fazla Azaldı
Araştırmacılar, 2011 ile 2015 arasında balık popülasyonlarının yüzde 63,5, karides ve kril gibi kabukluların yüzde 62, kalamar ve ahtapot gibi daha büyük canlıların ise yüzde 59,7 azaldığını belirledi. Kril popülasyonundaki düşüş yüzde 72’ye ulaştı. Balinalar ve diğer büyük deniz canlıları için önemli bir besin kaynağı olan bu küçük organizmaların azalması, etkilerin tek bir türle sınırlı kalmadığına işaret ediyor.
Araştırma ekibi, ağlarla örnekleme, akustik sonar ve genetik analizlerden yararlandı. Bulgular, deniz canlılarının sayısındaki düşüşü yalnızca doğal değişkenlerle açıklamanın mümkün olmadığını ortaya koydu. Su sıcaklığı, oksijen düzeyi ve besin kaynaklarındaki değişimler gözlenen gerilemeyi açıklamazken araştırmacılar, petrol sızıntısını en olası neden olarak değerlendirdi. Bununla birlikte çalışma, sızıntıyla düşüş arasında kesin bir nedensellik kanıtladığını ileri sürmüyor.
Kirlilik Sonraki Nesillere de Uzanıyor
Petrolün etkisi, deniz canlılarının doğrudan zehirli maddelere maruz kalmasıyla sınırlı değil. Araştırmacılara göre petrol kaynaklı kirleticiler, hayatta kalan canlıların yumurtalarında ve dokularında birikerek gelişimi, üremeyi ve hayatta kalma kapasitesini etkileyebiliyor. Genetik çeşitlilikteki kayıplar da popülasyonların değişen çevre koşullarına uyum sağlama yeteneğini zayıflatabiliyor.
Temizlik sırasında kullanılan kimyasal dağıtıcılar da tartışmanın önemli bir parçası. Bu maddeler petrolü küçük damlacıklara ayırarak su sütununa yayılmasını kolaylaştırabiliyor; böylece derinlerde yaşayan canlıların kirleticilere maruz kalması artabiliyor. Araştırmacılar, gelecekteki petrol sızıntılarında bu kimyasalların kullanımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Görünmeyen Hasar, İyileşmenin Önündeki Engel
Araştırmacıların 2022 ve 2023’te yaptığı gözlemlerde bazı popülasyonlarda sınırlı bir artış görüldü. Ancak bu yükseliş istatistiksel açıdan anlamlı değildi ve kalıcı bir toparlanmaya işaret etmedi. Felaketin üzerinden 16 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen derin deniz ekosistemindeki iyileşmenin ne zaman tamamlanacağı belirsizliğini koruyor.
Bu tablo, deniz ekosistemlerinin yalnızca kıyılardan ya da yüzeyde görülen kirlilikten ibaret olmadığını hatırlatıyor. Okyanusun farklı derinliklerinde yaşayan türler birbirine bağlı bir besin ağı oluşturuyor; küçük canlılardaki kayıplar daha büyük türlere ve ekosistemin işleyişine kadar uzanabiliyor. Derin deniz madenciliği ve açık deniz petrol faaliyetlerinin genişletilmesinin tartışıldığı bir dönemde, bu alanlardaki ekolojik etkilerin yeterince bilinmemesi ayrı bir risk oluşturuyor.






