Polonya merkezli Doğu Araştırmaları Merkezi’nin (OSW) incelediği 1.686 kamu alım belgesinden 293’ü, Çin’deki rüzgâr enerjisi altyapısında yabancı teknolojilerin değiştirilmesini veya yeni projelerde yerli teknolojilerin kullanılmasını öngörüyor. Bunların 251’i faaliyetteki santrallerde yabancı teknolojilerin değiştirilmesine, 42’si ise yeni projelerde yerli çözümlerin tercih edilmesine ilişkin. Araştırma, bu girişimin 30 eyalet düzeyindeki bölgede toplam yaklaşık 42,4 gigavatlık kapasiteye sahip rüzgâr santrallerini kapsadığını ortaya koyuyor. Ancak ihale belgeleri, değişimin tamamlandığını değil, bu tesislerin söz konusu politikayla hedeflendiğini gösteriyor.

Dikkat çekici nokta, değişimin türbin kanatları ya da rotorlar gibi büyük fiziksel parçalardan çok, santrallerin çalışmasını yöneten teknolojilere odaklanması. Dönüştürücüler, endüstriyel kontrol cihazları, özel çipler, işletim sistemleri ve veri yönetimi yazılımları bu kapsamda öne çıkıyor. Çinli enerji şirketleri, yabancı sistemlerin güvenlik riski oluşturabileceğini, yedek parça tedarikinde gecikmelere yol açabileceğini ve dış aktörlere bağımlılık yaratabileceğini savunuyor. Bu gerekçeler, teknik güvenilirlik kaygılarıyla ülkenin kritik altyapısında teknolojik kontrolü elinde tutma hedefini bir araya getiriyor.
Enerji güvenliğinin dijital cephesi
Rüzgâr enerjisi, Çin’in yabancı teknolojiyle ilişkisi açısından güneş enerjisinden farklı bir geçmişe sahip. Avrupa merkezli üreticiler, Çin’in yerli üreticileri pazara hâkim olmadan önce ülkedeki rüzgâr santrallerine uzun süre ekipman sağladı. Bugün Çin’in yerli türbin üreticileri küresel pazarda büyürken, eski santrallerde kullanılan yabancı kontrol ve yazılım sistemlerinin de değiştirilmesi hedefleniyor. Böylece enerji güvenliği, yalnızca elektriğin nerede üretildiğiyle değil, üretimin hangi teknolojilerle yönetildiğiyle de bağlantılı hâle geliyor.
Bu yaklaşım Avrupa için iki yönlü bir soru yaratıyor. Çin, kendi kritik altyapısında yabancı teknolojiye bağımlılığı azaltırken Çinli üreticiler Avrupa pazarında büyümeye çalışıyor. Avrupa ülkeleri ise daha düşük maliyetli ekipmanlara erişim ile enerji altyapısının güvenliği arasında denge kurmak zorunda. Çin’in uygulaması, yabancı tedarikçilerin dışlanmasının güvenlik gerekçeleriyle nasıl meşrulaştırılabildiğini de gösteriyor; ancak araştırma, her yabancı sistemin gerçekten güvenlik açığı oluşturduğunu kanıtlamıyor.






