klim krizi ormanları, tarımı ve su kaynaklarını etkiliyor; bozulan toprak karbon tutma kapasitesini kaybediyor; biyoçeşitlilik kaybı ise ekosistemlerin kuraklık, sıcaklık ve diğer iklim baskılarına karşı direncini azaltıyor. Sorunlar bu kadar iç içeyken politikaların hâlâ ayrı dosyalarda yürütülmesi, Rio Sinerjisi yaklaşımının çıkış noktasını oluşturuyor.

Üç Sözleşme, Tek Gezegen
“Rio Sinerjisi”nin arkasında 1992 Rio Zirvesi’nden doğan üç büyük BM sözleşmesi bulunuyor: BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) ve BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD). İklim, biyoçeşitlilik ve arazi yönetimi uzun süre farklı müzakere masalarında, farklı kurumlar ve raporlama sistemleri üzerinden ele alındı. Oysa örneğin bir ormanı korumak aynı anda karbon tutulumunu artırabilir, türlerin yaşam alanlarını koruyabilir ve toprağın bozulmasını önleyebilir. Buna karşılık yanlış tasarlanmış bir iklim projesi, biyoçeşitliliği zedeleyebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca üç alanda aynı anda çalışmak değil; bir alandaki çözümün diğerinde yeni bir sorun yaratmamasını sağlamak.
COP31’in Aksiyon Ajandası’nda Rio Sinerjisi, iklim, biyoçeşitlilik ve çölleşmenin kesiştiği alanlarda entegre çözümler geliştirmeyi amaçlayan 10 öncelikten biri olarak yer alıyor. Zirvenin 17 Kasım’daki dokuzuncu tematik günü “Okyanuslar, Denizler, Doğa ve Arazi Kullanımı - Rio Sinerjisi” başlığına ayrıldı. Gündemde deniz ve iç su ekosistemlerinden kıyı dayanıklılığına, mavi ekonomiden biyoçeşitliliğe ve orman restorasyonuna kadar geniş bir alan bulunuyor. Bu yaklaşımın arkasındaki fikir aslında oldukça basit: Bir ülkenin iklim planı ormanları hesaba katmıyorsa eksik, biyoçeşitlilik planı tarım ve su politikalarından kopuksa yine eksik kalıyor. Rio Sinerjisi, bu parçaları aynı planlama masasına getirmeye çalışıyor.
Türkiye için Konu Teorik Değil
Türkiye açısından Rio Sinerjisi yalnızca Antalya’da yapılacak bir COP31 oturumunun başlığı değil. Rio Conventions’ın ülke örnekleri arasında Türkiye, iklim, biyoçeşitlilik ve arazi gündemlerinin uyumlaştırılması için Rio Synergy Protocol başlatmış bir ülke olarak gösteriliyor. Protokolün amacı; üç sözleşmenin uygulanmasında ortak planlama, raporlama, kapasite geliştirme ve proje yürütme mekanizmalarını güçlendirmek. Bu açıdan Türkiye’nin COP31 başkanlığı döneminde Rio Sinerjisini öne çıkarması, ev sahibi ülkenin kendi çevre politikaları açısından da bir sınav anlamına geliyor. Çünkü iklim hedefleri, doğa koruma politikaları ve arazi yönetimi aynı masaya oturduğunda, birbirinden bağımsız hazırlanmış stratejilerin ne kadar uyumlu olduğu da görünür hale gelecek.
Asıl Mesele Finansmanda Başlıyor
Rio Sinerjisi yalnızca kurumların birbirleriyle daha fazla toplantı yapması anlamına gelmiyor. Ortak hareketin asıl karşılığı, paranın da aynı doğrultuda hareket etmesi. Bir sulak alanın restorasyonu örneğin aynı anda iklim uyumuna, karbon tutulumuna, biyoçeşitliliğin korunmasına ve su güvenliğine katkı sağlayabilir. Bu nedenle tek bir hedefe göre tasarlanmış finansman yerine birden fazla çevresel kazanımı birlikte üreten projelerin desteklenmesi, yaklaşımın önemli parçalarından biri. BM sistemi de ortak planlama, veri paylaşımı, ortak izleme ve finansmanın bu üç gündem arasında daha iyi hizalanmasını hedefliyor.
2026: Üç COP, Tek Büyük Sınav
2026’nın önemi burada daha da artıyor. Yıl içinde üç Rio Sözleşmesi'nin COP toplantıları art arda gerçekleşiyor: Ağustos ayında Moğolistan’da UNCCD COP17, ekim ayında Ermenistan’da CBD COP17, kasım ayında ise Antalya’da UNFCCC COP31. Bu sıra, bir toplantıda alınan kararların diğerinin gündemine taşınması için alışılmadık bir fırsat yaratıyor. Nitekim Rio Sözleşmeleri başkanlıkları 2025’te Belém’de yayımladıkları ortak bildiride, üç gündemin birbirinden kopuk yürütülmesinin ortak hedeflere ulaşmanın önünde engel oluşturduğunu kabul etmiş ve 2026 için ortak çalışma planı geliştirme iradesini ortaya koymuştu. Buradaki kritik nokta şu: Rio Sinerjisi yeni bir çevre anlaşması değil. Yeni bir COP ya da yeni bir bürokratik katman da değil. Var olan üç uluslararası sürecin daha uyumlu çalıştırılması fikri. Başarısı da yeni bir kavramın ne kadar güzel anlatıldığıyla değil; ülkelerin planlarını, bütçelerini, verilerini ve uygulamalarını gerçekten ne ölçüde birleştirebildiğiyle ölçülecek. Çünkü iklim krizini ormandan, ormanı topraktan, toprağı tarımdan ve bunların hiçbirini sudan ayrı düşünmek artık pek mümkün değil.






