Filistin’in üçüncü Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC), savaşın iklimi doğrudan değiştirmediği ancak insanların iklim etkileriyle başa çıkmasını sağlayan altyapıyı büyük ölçüde ortadan kaldırdığı vurgulanıyor. Böylece iklim kriziyle mücadelede “uyum” olarak tanımlanan kapasitenin kendisi ciddi biçimde zayıflıyor.

Suya Erişim Daha da Zor
Gazze’de su depoları, kuyular ve tuzdan arındırma tesislerinin zarar görmesi, kuraklık ve su kıtlığının etkilerini ağırlaştırıyor. Su kaynaklarının azalması yalnızca günlük yaşamı değil, iklim kaynaklı hastalıklarla mücadeleyi de zorlaştırıyor.
Sağlık altyapısındaki yıkım da bu kırılganlığı artırıyor. Özellikle sıcak hava dalgaları ve su yoluyla bulaşan hastalıklar karşısında hastanelerin ve temel sağlık hizmetlerinin işlevini sürdürememesi, iklim kaynaklı risklerin insani sonuçlarını büyütüyor.
Çatısız Kent, Sıcakla Baş Başa
Gazze’de çok sayıda insan yıkılmış yapıların kalıntılarında veya geçici çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Konutların büyük bölümünün yok olması, insanların yükselen sıcaklıklardan korunmasını da güçleştiriyor.
Filistin’in iklim planında bu durum, iklim değişikliğine uyum kapasitesinin savaş öncesine göre tamamen farklı bir zemine taşındığının göstergesi olarak ele alınıyor. 2021’de belirlenen önceki iklim hedeflerinin dayandığı koşulların artık Gazze’nin gerçekliğini yansıtmadığı belirtiliyor.
Yeniden İnşa Yeşil Olabilir
Filistin Yönetimi, mevcut koşullarda eski hedeflere dönmek yerine Gazze’nin yeniden inşasının iklim dayanıklılığı gözetilerek gerçekleştirilmesini öneriyor. Yeni binalarda enerji verimliliğinin artırılması, güneş panellerinin yaygınlaştırılması, modern su ve atık sistemlerinin kurulması ve ulaşım altyapısının daha sürdürülebilir biçimde tasarlanması planın öne çıkan başlıkları arasında.
Su yönetiminde ise atık suyun yeniden kullanılması, tuzdan arındırma tesislerinin kurulması ve tarımda iklim koşullarına uyumlu sulama yöntemlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Enerji tarafında güneş enerjisi ve batarya depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması da planın önemli parçalarından biri.
İklim Adaleti Nerede Başlıyor?
Filistin’in yeni iklim planı, iklim krizinin herkesi aynı şekilde etkilemediğini bir kez daha gösteriyor. İklim değişikliğine uyum sağlayabilmek; sağlam konutlara, temiz suya, çalışan hastanelere, güvenilir enerjiye ve işleyen altyapıya sahip olmayı gerektiriyor. Bu sistemler savaş veya yıkım nedeniyle ortadan kalktığında, aynı sıcaklık, kuraklık ya da hastalık riski çok daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Filistin Yönetimi, 2035’e kadar emisyonlarını mevcut koşullarda referans senaryoya göre yüzde 12,8, 2040’a kadar yüzde 17,1 azaltmayı hedefliyor. Ancak bu hedeflerin önemli bölümü uluslararası destek ve Filistin’in kaynakları üzerindeki kontrolünün artması koşuluna bağlı. İklim planının uygulanması ve uyum çalışmaları için toplam 8,6 milyar dolarlık finansmana ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Gazze örneği, iklim krizinin yalnızca daha sıcak bir dünyada yaşamak anlamına gelmediğini gösteriyor. Dayanıklı bir kent için önce dayanacak bir altyapı gerekiyor. Yıkımın ardından yapılacak yeniden inşa ise bu nedenle yalnızca bir imar meselesi değil; suya, enerjiye, sağlığa ve güvenli barınmaya erişimi yeniden kuracak bir iklim uyum projesi olarak da görülmek zorunda.






