Pirinç üretiminde tarlaların sürekli su altında tutulması, oksijensiz toprak koşullarını oluşturarak metan üretimini artırıyor. Tarım kaynaklı metan emisyonlarının yaklaşık yüzde 12’si pirinç yetiştiriciliğinden geliyor. Metan, atmosferde karbondioksitten daha kısa süre kalmasına rağmen çok daha güçlü bir ısı tutucu gaz olduğu için kısa vadeli küresel ısınmanın azaltılmasında kritik hedeflerden biri olarak görülüyor.

Google ve Mitti Labs’ın projesinde ise Alternatif Islatma ve Kurutma (AWD) yöntemi kullanılacak. Bu yöntemde pirinç tarlaları sürekli su altında bırakılmak yerine belirli aralıklarla kurutulup yeniden sulanıyor. Mitti Labs, yöntemin pirinç verimini düşürmeden metan emisyonlarını yaklaşık yüzde 50, sulama suyu kullanımını ise yaklaşık yüzde 40 azaltabildiğini belirtiyor.
100 Bin Hektarlık Dönüşüm
Anlaşmanın 2030’a kadar yaklaşık 100 bin hektarlık pirinç alanının AWD yöntemine geçişini desteklemesi bekleniyor. Şirketler bunun 1 milyon ton CO₂e’lik etkiye denk gelen karbon kredisi üretmesini, 20 yıllık ölçüm perspektifinde ise metanın kısa vadeli ısınma etkisi dikkate alındığında 3 milyon ton CO₂e seviyesine ulaşmasını öngörüyor. Projenin aynı dönemde yaklaşık 1,5 trilyon litre su tasarrufu sağlaması da hedefleniyor.
Mitti Labs, etkilerin ölçülmesi için NASA destekli uydu verilerini sahadan toplanan ölçümlerle birleştiriyor. Projelerde uydu radar görüntüleri; ürün gelişimi, toprak nemi ve tarlaların su altında kalma durumunu izlemek için kullanılıyor. Karbon kredilerinin Gold Standard veya Isometric gibi sertifikasyon sistemleri üzerinden doğrulanması planlanıyor.
Çiftçi De Dönüşümün Parçası
Projenin dikkat çekici taraflarından biri, iklim hedefini doğrudan küçük çiftçilerin üretim biçimiyle ilişkilendirmesi. Mitti Labs, gelirlerin önemli bölümünün çiftçi topluluklarına aktarıldığını belirtiyor. Google’ın satın alımı ise şirketin Hindistan’daki projeyi daha geniş bir alana taşımasına kaynak sağlayacak.
Bu yaklaşım, iklim mücadelesinde yalnızca teknolojiye değil, tarımsal uygulamaların değiştirilmesine de ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Çünkü metan emisyonlarının azaltılması aynı zamanda su kaynakları üzerindeki baskının düşürülmesi anlamına geliyor.
Karbon Kredisi Yeterli Mi?
Ancak burada önemli bir ayrım var: Karbon kredisi satın almak, bir şirketin kendi emisyonlarını otomatik olarak ortadan kaldırdığı anlamına gelmiyor. Google da anlaşmayı daha geniş bir süper kirletici azaltım stratejisinin parçası olarak konumlandırıyor. Şirket, 2030’a kadar metan, florlu gazlar ve diğer CO₂ dışı sera gazlarının azaltılmasına yönelik projelere en az 50 milyon dolar ayırma taahhüdünde bulunmuş durumda.
Üstelik Google’ın yapay zekâ yatırımlarıyla birlikte enerji ve emisyon ihtiyacı da büyüyor. Şirketin 2025 çevresel raporuna göre 2025 yılında operasyonel emisyonları yüzde 2 azalırken, elektrik talebindeki güçlü artış devam etti. Bu nedenle pirinç tarlalarındaki metanı azaltmaya yönelik anlaşmanın gerçek iklim etkisini değerlendirirken, şirketin kendi büyüyen karbon ayak izini de denklemin dışında bırakmamak gerekiyor.
Google’ın anlaşması bu açıdan önemli bir deney sunuyor: İklim çözümü bazen teknoloji devlerinin veri merkezlerinde değil, dünyanın pirinç tarlalarında başlıyor. Fakat bu çözümlerin gerçekten etkili olabilmesi için karbon kredilerinin, şirketlerin kendi emisyonlarını azaltma çabasının yerine değil, yanında konumlanması gerekiyor.






