Lüks moda denildiğinde sürdürülebilirlik tartışmasının ilk akla gelen başlıkları enerji, üretim ve atık oluyor. Ancak Gucci’nin bağlı olduğu Kering’in son yıllardaki çalışmaları, hesabın çok daha geride başladığını gösteriyor: Malzeme daha ürüne dönüşmeden önce çevresel bir etki yaratıyor.

Kering, 2022’den bu yana mutlak sera gazı emisyonlarını yüzde 33 oranında azalttı. Bu düşüşün önemli bir bölümü şirketin kendi operasyonlarından değil, hammaddelerin üretimi ve tedarik zincirindeki etkilerin azaltılmasına yönelik çalışmalardan geliyor. Grubun verilerine göre hammadde üretimi ve işlenmesi, toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 63’ünü oluşturuyor. Doğrudan operasyonların payı ise bunun oldukça gerisinde kalıyor. Bu tablo, sürdürülebilirlik stratejisinde neden malzemenin giderek daha fazla öne çıktığını da açıklıyor. Kering; geri dönüştürülmüş deri, plastik ve değerli metallerin kullanımını artırırken pamuk, yün ve kaşmir gibi doğal liflerde rejeneratif tarım yöntemleriyle üretilen hammaddelere yöneliyor. Şirketin bu alandaki yaklaşımı yalnızca alternatif malzeme satın almakla sınırlı değil. Kering, rejeneratif yöntemlerle üretilen liflerin kullanımını artırmak amacıyla üreticilerle daha erken aşamada çalışıyor ve bazı malzemeler için siparişleri önceden rezerve ederek üreticilere finansal öngörü sağlamayı hedefliyor.
Strateji
Malzemenin kaynağını takip etmek de stratejinin önemli parçalarından biri. Kering, kullandığı malzemelerin büyük bölümünü üretildiği ülkeye kadar izleyebildiğini belirtiyor. Böylece ürünün çevresel etkisini yalnızca fabrikada değil, hammaddenin üretildiği noktadan itibaren değerlendirmeye çalışıyor. Grubun Milano’daki Material Innovation Lab çalışmaları da bu dönüşümün başka bir ayağını oluşturuyor. Laboratuvar, moda markalarının kullanabileceği daha düşük çevresel etkiye sahip malzemeler üzerinde çalışırken 600’den fazla malzeme üreticisini de bu ekosisteme dahil etmiş durumda. Hayvansal deri yerine alternatifler geliştiren yeni teknolojiler ve girişimler de bu çalışmalar kapsamında değerlendiriliyor. Kering’in yaklaşımı satın alma politikalarına da uzanıyor. Geri dönüştürülmüş ve belirli sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayan kaynaklardan altın tedarikine yönelik merkezi satın alma sistemi uygulanırken, benzer yaklaşımın deri tedarikinde de kullanılması hedefleniyor.
Malzeme dönüşümü ürünün satışından sonra da devam ediyor. Kering, yeniden satış ve yeniden kullanım modellerini desteklerken Gucci’nin İtalya’daki Circular Hub çalışmalarıyla ürünlerin daha kolay onarılması, sökülmesi ve yeniden kullanılabilmesi için tasarım ve üretim süreçlerini yeniden ele alıyor. Bütün bu adımlar aynı noktada birleşiyor: Bir moda ürününün çevresel etkisi mağazaya geldiği gün başlamıyor. Derinin elde edildiği çiftlik, pamuğun yetiştiği tarla, yünün üretildiği alan ve hammaddenin işlendiği tesis, ürünün karbon ve çevresel ayak izinin ilk halkalarını oluşturuyor.
Editörün Görüşü
Moda sektöründe sürdürülebilirlik çoğu zaman ürünün üzerine sonradan eklenen bir özellik gibi anlatılıyor. Oysa Gucci örneği başka bir yere işaret ediyor. Bir ürünün sürdürülebilir olup olmadığını anlamak için önce neyden yapıldığına bakmak gerekiyor. Çünkü hammadde üretimi ve işlenmesi toplam emisyonların yüzde 63’ünü oluşturuyorsa, mağazanın elektriğini yenilenebilir kaynaklardan sağlamak tek başına büyük resmi değiştirmiyor. Buradaki asıl dönüşüm, “daha az zarar veren ürün” üretmekten önce daha az zarar veren malzemeyi bulmak, üreticisini desteklemek ve o malzemenin kaynağını izleyebilmek.






