Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, doğal sit alanlarında enerji yatırımlarına ilişkin üç yeni ilke kararını 3 Kasım 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımladı. 157, 158 ve 159 sayılı kararlar, nitelikli doğal koruma alanlarında RES ve HES projelerinin hangi koşullarda gerçekleştirilebileceğini yeniden tanımlıyor.

Düzenlemenin en dikkat çekici değişikliği, nitelikli doğal koruma alanlarındaki rüzgâr enerjisi santralleri için daha önce uygulanan 50 MW kurulu güç sınırının kaldırılması. 2017 tarihli düzenlemede 20 türbin ve 50 MW ile sınırlandırılan projeler için yeni kararda türbin sayısı 18'i geçmeyecek şekilde bir çerçeve oluşturuldu.
Buna göre projeler; alanın doğal kaynak değerleri, ekolojik bütünlüğü, çevresel etkileri önlemeye yönelik tedbirlerin yeterliliği ve kamu yararı açısından gerekliliği dikkate alınarak değerlendirilecek. İzin sürecinde koruma amaçlı imar planları ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun değerlendirmesi esas alınacak.
Burada önemli bir ayrıntı var: 50 MW sınırının kaldırılması, RES yatırımlarına sınırsız kapasiteyle izin verileceği anlamına gelmiyor. Türbin sayısı 18 ile sınırlandırılmış durumda. Ancak kurulu güç bakımından eski üst sınırın ortadan kalkması, daha yüksek kapasiteli projelerin önünü açabilecek bir değişiklik.
HES Projelerine Ekosistem Raporuyla İzin
Düzenlemenin ikinci önemli ayağı hidroelektrik santralleri. 158 sayılı ilke kararıyla nitelikli doğal koruma alanlarında HES projelerinin gerçekleştirilmesine belirli koşullar altında izin verilebilecek.
Bunun için üniversitelerin ilgili bölümlerince ekosistem değerlendirme raporu hazırlanması gerekecek. Raporda belirlenen çevresel önlemlerin yatırımcı tarafından uygulanacağına ilişkin taahhüt alınacak. Projeler ayrıca Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun değerlendirmesine ve koruma amaçlı imar planlarına tabi olacak.
159 sayılı karar ise sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarındaki HES projelerini kapsıyor. Bu alanlarda da ekosistem değerlendirme raporu ve raporda belirtilen önlemlerin uygulanmasına yönelik taahhüt şartı getiriliyor.
Dolayısıyla düzenleme, bütün koruma alanlarını enerji yatırımlarına açan genel bir izin niteliği taşımıyor. Ancak daha önceki koruma yaklaşımına kıyasla belirli alanlarda RES ve HES projeleri için yeni bir değerlendirme ve izin mekanizması oluşturuyor.
Temiz Enerji, Her Zaman Temiz Bir Ekolojik Sonuç Mu?
Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesini artırması, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması ve 2053 net sıfır hedefi açısından önemli. Ancak enerji dönüşümünün başarısını yalnızca üretilen elektriğin kaynağıyla ölçmek yeterli değil.
Rüzgâr santrallerinin kurulumu için açılan yollar, türbinlerin yer seçimi, enerji iletim hatları ve inşaat faaliyetleri doğal yaşam alanlarını etkileyebiliyor. HES projelerinde ise akarsu rejimi, sucul ekosistemler, balık göç yolları ve suyun doğal akışı gibi unsurlar belirleyici.
Bu nedenle bir RES veya HES projesinin yenilenebilir enerji üretmesi, bulunduğu alan açısından otomatik olarak çevresel açıdan uygun olduğu anlamına gelmiyor.
Yeni düzenlemede ekosistem değerlendirme raporlarının zorunlu tutulması önemli bir güvence. Ancak asıl belirleyici olan, bu raporların hangi bilimsel ölçütlerle hazırlanacağı, alternatif proje alanlarının değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve yatırım sonrasında taahhütlerin ne ölçüde denetleneceği olacak.
Koruma Statüsü Ne Kadar Koruyucu Kalacak?
Düzenlemenin ardından yanıt bekleyen temel soru şu: Doğal koruma alanlarında enerji yatırımlarına izin verilirken ekolojik bütünlük gerçekten belirleyici olacak mı, yoksa yatırımın kamu yararı açısından gerekliliği giderek daha geniş bir yorum alanı mı kazanacak?
Özellikle üniversiteler tarafından hazırlanacak ekosistem raporlarının bağımsızlığı, şeffaflığı ve uygulama sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması kritik önem taşıyor. Bir projenin kâğıt üzerinde çevresel önlemler içermesi ile bu önlemlerin sahada uygulanması aynı şey değil.
Enerji dönüşümünün doğayı koruma hedefiyle çelişmemesi gerekiyor. Aksi halde fosil yakıtlardan uzaklaşırken bu kez yenilenebilir enerji yatırımlarının yer seçimi ve altyapı ihtiyaçları üzerinden yeni ekolojik kayıplar yaratmak mümkün.






