Nepal’de 26 Ağustos’ta meydana gelen ve Himalayalar’daki kaya ve buz kütlelerinin çökmesiyle tetiklenen sel, ülkenin altyapısında ve ekonomik faaliyetlerinde ciddi hasara yol açtı. Nepal hükümetinin ilk değerlendirmelerine göre fiziksel hasar ve ekonomik kayıpların toplamı 2,7 milyar dolara ulaşırken, ülke bu zararın ardından BM Kayıp ve Zarar Fonu’na 20 milyon dolarlık acil finansman başvurusunda bulundu. Ancak fon kapsamında tek bir proje için talep edilebilecek tutarın 20 milyon dolarla sınırlandırılması, başvurunun daha en başından gerçek ihtiyacın oldukça altında kalmasına neden oluyor.

Üstelik mesele yalnızca mevcut hasarın telafi edilmesiyle sınırlı değil. Nepal hükümeti, selin ardından altyapının yeniden kurulması ve ülkenin toparlanması için yaklaşık 4,8 milyar dolarlık bir iyileştirme ve yeniden inşa maliyeti öngörüyor. Bu rakam hesaba katıldığında 20 milyon dolarlık finansmanın toplam ihtiyacın yalnızca yüzde 0,3’üne karşılık gelmesi, iklim finansmanındaki açığın boyutunu daha da görünür hale getiriyor.
Fon Kuruldu, İhtiyaç Çok Daha Büyük
Nepal’in yaşadığı sorun, tek bir ülkenin finansman sıkıntısından ibaret değil. Carbon Brief’in analizine göre Aralık 2025 ile Temmuz 2026 arasında gelişmekte olan ülkeler Kayıp ve Zarar Fonu’na 176 başvuru yaptı ve toplamda 2,8 milyar doların üzerinde finansman talep etti. Buna karşılık fona bugüne kadar gelişmiş ülkeler ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 822 milyon dolarlık kaynak taahhüt edildi. Taahhüt edilen kaynakların tamamının henüz fona aktarılmamış olması da mevcut tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.
Kayıp ve Zarar Fonu, özellikle iklim değişikliğinin neden olduğu ve artık yalnızca uyum önlemleriyle önlenemeyen ekonomik ve ekonomik olmayan kayıplarla mücadele eden gelişmekte olan ülkelere finansman sağlamak amacıyla COP28’de operasyonel hale getirildi. Mekanizmanın kurulması, iklim krizinin maliyetlerinin uluslararası finansman gündemine taşınması açısından önemli bir adım olsa da Nepal örneği, fonun varlığı ile ihtiyaç duyulan finansmanın büyüklüğü arasında hâlâ ciddi bir mesafe bulunduğunu gösteriyor.
İklim Krizinin Faturası Artık Yerinde Durmuyor
Nepal’deki tabloyu önemli kılan yalnızca selin yarattığı fiziksel yıkım değil; bu yıkımın ekonomik sonuçlarının ne kadar hızlı büyüdüğü. Yolların, köprülerin, enerji altyapısının ve yerleşimlerin zarar görmesi, felaket sona erdikten sonra da kamu bütçesi üzerinde baskı yaratıyor. Ülkenin iklim raporları da Nepal’in aşırı yağış, sel, heyelan ve buzul kaynaklı risklere karşı yüksek kırılganlık taşıdığını ortaya koyuyor.
Dolayısıyla burada tartışılan rakam yalnızca 20 milyon dolar değil. Asıl mesele, iklim kaynaklı kayıpların ölçeği büyürken uluslararası finansman mekanizmalarının bu artan ihtiyaca ne ölçüde cevap verebildiği. Bir ülkenin tek bir sel felaketinde milyarlarca dolarlık zararla karşı karşıya kalması, buna karşılık uluslararası fondan alabileceği desteğin milyonlarla sınırlı kalması, mevcut finansman mimarisinin kapasitesini yeniden tartışmaya açıyor.
COP31 Öncesi Masadaki Zor Soru
Nepal’in başvurusu, Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim finansmanı tartışmasına oldukça somut bir örnek ekliyor. Çünkü artık yalnızca “Ne kadar para taahhüt edildi?” sorusunu sormak yeterli değil; paranın ne zaman kullanılabilir hale geldiği ve gerçekleşen zararın ne kadarını karşılayabildiği de aynı derecede önemli.
İklim krizinde finansman açığı soyut bir rakam olmaktan çıkıyor. Nepal’de olduğu gibi, sel geliyor, altyapı yıkılıyor, milyarlarca dolarlık fatura ortaya çıkıyor; uluslararası finansman ise bu faturanın yalnızca küçük bir bölümüne yetişebiliyor. İklim krizinin maliyeti büyürken, Kayıp ve Zarar Fonu’nun da aynı hızda büyüyüp büyüyemeyeceği COP31’in en zor sorularından biri olacak.






