Moda sektörünün en zor sorularından biri hâlâ aynı: Bir giysi çöpe gittiğinde hikâyesi gerçekten bitmek zorunda mı? Primark ile Circ’in yeni anlaşması bu soruya tekstilden tekstile geri dönüşüm üzerinden yanıt arıyor.

Anlaşma kapsamında Circ, tekstil atıklarından elde ettiği geri dönüştürülmüş polyestheri Primark’a sağlayacak. Malzemenin 2029’dan itibaren Primark ürünlerinde kullanılması planlanıyor. Bu, Primark’ın tekstilden tekstile geri dönüşüm şirketiyle yaptığı ilk çok yıllı tedarik anlaşması olacak.
Polyester yeniden başa dönebilir mi?
Circ’in teknolojisi özellikle geri dönüşümü bugüne kadar oldukça zor olan polikotton karışımlı tekstilleri işlemeyi hedefliyor. Şirket, bu kumaşlardan polyester ve selülozu ayırarak yeniden tekstil üretim zincirine kazandırıyor. Yeni anlaşmayla üretilecek polyesterin Circ’in ilk endüstriyel ölçekteki tekstilden tekstile geri dönüşüm tesisinden sağlanması planlanıyor.
Primark açısından mesele yalnızca atığı değerlendirmek değil. Şirket, yeni malzemenin bakir polyester kullanımını azaltmaya yardımcı olmasını hedefliyor. Primark’ın 2026’da güncellediği döngüsel ürün standardı da ürünlerin daha dayanıklı, geri dönüştürülebilir ve geri dönüştürülmüş ya da daha sürdürülebilir kaynaklı lifler içerecek şekilde tasarlanmasını öngörüyor.
Ancak burada küçük bir ayrıntı önemli: Primark’ın 2024/25 mali yılında sattığı giysilerin yalnızca yüzde 5’i şirketin “döngüsel tasarım” kriterlerini karşılıyordu. Dolayısıyla yeni anlaşma önemli bir malzeme hamlesi olsa da, moda sektöründe gerçek bir döngü yaratmak yalnızca yeni bir elyaf kullanmaktan daha büyük bir mesele.
Atıktan ürüne, üründen yeniden atığa
Tekstil sektörünün önündeki sınav tam da burada başlıyor. Bir malzemenin geri dönüştürülmüş olması, giysinin kendiliğinden döngüsel olduğu anlamına gelmiyor. Giysinin ne kadar süre kullanıldığı, nasıl tasarlandığı, tekrar toplanıp toplanmadığı ve sonunda gerçekten yeniden hammaddeye dönüşüp dönüşmediği de denklemin parçası.
Primark’ın Circ ile anlaşması bu nedenle tek başına döngüsel modanın kanıtı değil; bu modelin ticari ölçekte çalışıp çalışamayacağına dair bir test. 2029’da raflara geldiğinde asıl soru da şu olacak: Atık gerçekten sisteme geri mi dönüyor, yoksa sadece yeni bir ürün hikâyesine mi dönüşüyor?






