Yeşil İş Platformu olarak merak etmeyinTaxia’nın yönetmelik üzerine hazırladığı kapsamlı değerlendirmeyi inceledik; öne çıkan başlıkları ve şirketler açısından ne anlama geldiklerini derledik. Türkiye’nin emisyon ticaret sistemi için beklenen hukuki çerçeve 27 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasının yanı sıra karbon tahsisatlarının nasıl yönetileceği ve piyasada nasıl işlem göreceği de belirlenmiş oldu. Sistemin merkezinde tesis bazlı emisyon miktarı var. Yönetmelik, EK-1’de yer alan faaliyetleri gerçekleştiren ve kurulu kapasitesine göre yıllık emisyonu 50 bin ton CO₂ eşdeğerini aşan Kategori B ve C tesislerini ETS kapsamına alıyor. Yani burada şirketin cirosu ya da çalışan sayısından çok, hangi faaliyeti yürüttüğü ve ne kadar emisyon ürettiği belirleyici. ETS dışında kalan tesislerin ise izleme, raporlama ve doğrulama yükümlülükleri tamamen ortadan kalkmıyor. İşletmeler için ilk somut tarih ise oldukça yakın: Pilot uygulama kapsamındaki tesislerin İzleme Metodolojisi Planlarını 27 Ekim 2026’ya kadar sunması gerekiyor. ETS kapsamındaki işletmelerin ayrıca sera gazı emisyon izni alması gerekecek. Yönetmelik bu izin için üç yıllık bir geçiş süresi öngörüyor.

Sonrasında işin piyasa tarafı devreye giriyor. Her bir tahsisat, bir ton CO₂ eşdeğerindeki sera gazı emisyonu için bir hak temsil ediyor. Tahsisatlar ücretsiz olarak verilebildiği gibi birincil ve ikincil piyasalarda alınıp satılabilecek. İşletmeler de doğrulanmış emisyonlarına karşılık gelen miktarda tahsisatı teslim etmek zorunda olacak. Burada şirketler açısından kritik soru ortaya çıkıyor: Ne kadar emisyon üretiyoruz ve bunun karşılığında ne kadar tahsisatımız olacak? Çünkü ücretsiz tahsisat oranları, kıyas değerleri, ETS üst sınırı ve pilot dönemin ayrıntıları henüz Karbon Piyasası Kurulu kararları ve Ulusal Tahsisat Planı ile netleşmiş değil. Dolayısıyla karbonun işletmelere getireceği kesin maliyet bugün için hesaplanamıyor. Fakat izleme, raporlama ve izin süreçlerini aksatmanın maliyeti şimdiden belli. Üstelik yaptırım tarafı da hafife alınacak gibi değil. Doğrulanmış emisyon raporunun zamanında sunulmaması veya izinsiz faaliyet gibi durumlarda tesis kategorisine göre 627 bin 450 TL ile 12 milyon 549 bin TL arasında idari para cezaları öngörülüyor; ETS kapsamındaki işletmeler için raporlama cezaları iki kat uygulanıyor.
Yönetmelik, Türkiye ETS’sinin AB Emisyon Ticaret Sistemi ile uyumlu bir yapıda kurgulandığını da gösteriyor. Tahsisat sistemi, ücretsiz dağıtım, piyasa istikrar mekanizmaları ve emisyonların izlenmesi-doğrulanması gibi başlıklarda AB ETS’siyle benzer bir yapı kuruluyor. Ancak bu, Türkiye ETS’sinin AB sistemiyle doğrudan bağlandığı anlamına gelmiyor; bunun için ayrıca karşılıklı anlaşma ve AB tarafından tanınma gerekiyor. Bir başka dikkat çekici başlık ise karbon kredileri. Türkiye sınırları içinde gerçekleştirilen emisyon azaltım veya giderim projelerinden elde edilen karbon kredilerinin, belirli bir oran dahilinde ETS kapsamındaki tesislerin yükümlülüklerinde kullanılmasının önü açılıyor. Ancak kredilerin üretimi, doğrulanması ve ticaretine ilişkin ayrıntılar henüz bu yönetmelikle tamamlanmış değil.

Karbon Artık Excel’in Bir Satırı Olabilir
Türkiye’de karbon piyasasının bütün fiyatları ve kuralları henüz ortaya çıkmış değil. Ama sistemin mantığı artık daha net: Emisyon ölçülecek, doğrulanacak, karşılığı olan tahsisatlar yönetilecek ve fazla emisyonun işletme açısından bir maliyeti olacak. Kısacası karbon, şirketlerin sürdürülebilirlik raporundaki bir gösterge olmaktan çıkıp operasyon, yatırım ve maliyet hesabının bir parçası olmaya hazırlanıyor. Taxia’nın yönetmeliğe ilişkin değerlendirmesi de tam olarak bu belirsizlik alanlarına dikkat çekiyor. Vergi ve danışmanlık şirketine göre işletmeler açısından yalnızca emisyon miktarını bilmek yeterli olmayacak; tahsisat mekanizması, izleme ve doğrulama yükümlülükleri, izin süreçleri ve karbon piyasasındaki işlemler de yeni dönemin temel başlıkları arasında yer alacak. Özellikle ücretsiz tahsisatların nasıl belirleneceği ve işletmelerin açık pozisyonlarını nasıl yöneteceği, sistemin şirketler üzerindeki gerçek mali etkisini belirleyecek.






